19 Aralık 2013 Perşembe

Yaptığımız seçimler yaşadığımız hayatı oluşturur...

“Huzur arıyorum, tek istediğim bu.” İçindeki huzursuzluğu tarif etmekte çok zorlandığını hissetti. Sebebini ise kendisi bile bilmiyordu ki başkalarına nasıl anlatabilirdi. Sadece birşeylerin yolunda gitmediğinin farkındaydı. Sanki birileri boğazını sıkıyor, nefes almasını engelliyordu. Aslında gayet iyi bir işi vardı...yani çevresindekiler öyle söylüyordu. Mutlu bir evliliği, harika bir çocuğu vardı. Herşey yolundayken neden bir türlü huzur bulamadığını anlayamıyordu.

Tanıdık bir senaryo mu yukarıdaki, ne dersiniz? Yoksa siz de mi yaşıyorsunuz aynı duyguyu? Sizin de biraz huzura mı ihtiyacınız var? İnsanlardan, şehrin karmaşasından uzaklaşmaya mı ihtiyacınız var? Yalnızlığa, sessizliğe, sakinliğe mi ihtiyacınız var? Mesela bir deniz kenarına ya da doğanın içine mi gitmek istiyorsunuz? İnsanların, arabaların gürültüleri yerine, kuş sesine mi ihtiyacınız var? O zaman size şunu söyleyebilirim; aradığınız huzuru bulmanız pek mümkün görünmüyor. Kısacası, eğer huzuru dış dünyada arıyorsanız ona asla ulaşamayacağınızı söylemek zorundayım. Çünkü aslında huzur sizin içinizde başlar, yaşar ve ancak siz isterseniz sona erer. Tabii ki deniz ya da ağaçlar, doğa hayatınızın bir parçası olabilir ama unutmayın ki bizler sosyal varlıklarız. Bazen bir tatile gidersiniz, dönünce ne kadar huzur dolu zamanlar geçirdiğinizi çevrenizdekilere anlatırsınız. Ama o geçici bir aradır sadece. Siz iç huzurunu hayatınızın bütününde değil sadece tatillerde mi yaşamalısınız? Düşünün bir kere hayatınızda hep insanlar olacak, tabii eğer ıssız bir adada Robinson Crusoe gibi yaşamayı seçmediyseniz... Kontrol edemediğiniz ya da değiştirmeye gücünüzün yetmeyeceği olaylar hayatın bir parçası. Hata yapacaksınız, bazen birşeyler yolunda gitmeyecek. Yaşamın kendisi sessizsakin ve basit değil ki, siz huzuru bu sıfatlarla dolu bir yerde arayasınız. Kendinizi soyutlamadığınız sürece hayatın kendisinden kaçmadığınız sürece nasıl bulacaksınız huzuru?  
 
İç huzuru nedir?
Robert Alan diyor ki:”Huzur ulaşmam gereken bir hedef değil. O, benim içimde, asla ayrılmayı istemediğim bir yer. Gözlerimi kapatır, düşüncelerimi susturur ve bugün huzurlu olmayı seçerim.” İç huzuru herşeyden önce insanın kendisiyle barış içinde olmasıdır. Evinize girdiğiniz zaman, odanızın kapısını kapattığınızda, yatağınıza yattığınızda kendinizle başbaşasınız. İşte o anda gözlerinizi kapatıp beyninizi, kalbinizi sorgulayın. Nasıl bir insanım ben diye? Değerlerinize paralel bir hayat sürüyor, yaptıklarınızdan utanmıyor, kendinizi seviyorsanız o zaman huzur orada, içinizde bir yerlerde duruyor ve kendisini görmenizi bekliyor demektir. Ben kendimle kavga etmiyorsam eğer, düşüncelerim, duygularım tutarlıysa, rol yapmıyorsam o zaman kendi içimde bir huzur, bir barış olmaması imkansız görünüyor. İçimdeki bütünlük dış dünyadan tamamen ayrıdır. Bu hayatta başıma gelen her olayın iyi ya da kötü olmasıyla, benim yaptığım herşeyin  doğru ya da iyi olmasıyla ilgili değildir. Sıfatlar görecelidir. İnsanlar için farklı anlamlar ifade ederler. Burada söylemek istediğim sizin için kabullenilebilir olması ve bütünlüğünüzü bozmamasıdır. Yaşamınızın ve yaptıklarınızın, değerlerinizle, inançlarınızla ve sizin doğrularınızla paralel olması sizi kendi içinizde çatışmamaya götürecektir. İşte bütünlükten kastım budur. Farklı isimlendirilse de, iç huzurunun temelinde yatan kavram bu bütünselliktir.
 
Değerler hakkında...
Değerlerimiz hayatımızı üzerine kurduğumuz prensiplerimizdir. Uğruna yaşamaya değer bulduklarımızdır. Bizi biz yapanlar, bizi başkalarından farklı kılanlar değerlerimizdir aslında. Neden bazı şeyleri yapmaktan zevk alıp, diğerlerinden hoşlanmadığımızın cevabıdır değerlerimiz. Her ne kadar yaşadığımız toplum, içinde bulunduğumuz kültürel yapı, ailemiz ve bizim için önemli diğer insanların etkisi olsa da bize özel olan prensiplerdir değerlerimiz.  Önemlidirler ancak her zaman statik değildirler. Bizimle birlikte değişebilirler. Her yeni deneyimle, öğrendiğimiz her yeni bilgiyle perspektifimiz değişir. Olaylara bakış açımız farklılaştıkça değişiriz...ve tabii ki değerlerimizde bizimle birlikte değişir. O yüzden belli aralıklarla bu konu üzerinde düşünüp çalışmakta fayda var.

Bütünseliği yakalayabilmek, neyin yolunda gitmediğinin farkedebilmek için öncelikle değerlerimizin farkına varmamız gerekiyor. Hayatınızdan neyi çıkarıp alırsak artık hayatınız bir boşluktan ibaret olur? Güç?  Para? Özgürlük? Güvenlik? Aile? Takdir edilme isteği? Sevmek, paylaşmak, katkıda bulunmak, adalet?....  Sizi siz yapan, hayatınızı anlamlı kılan nedir gerçekten? Değerlerinizi biliyor musunuz? Sizin için gerçekten neyin önemli olduğunu net bir şekilde bilmezseniz, onu yaşamak için nasıl çaba gösterebilirsiniz...en azından bilinçli bir şekilde?

Değerlerimizi nasıl belirleriz?
Bugüne  kadar yaşadığınız en mükemmel, en inanılmaz deneyiminiz hangisiydi? Kendinizi en huzurlu, en tatmin dolu hissettiğiniz o anı hatırlayın. O deneyim sizin için muhteşemdi çünkü değerlerinizi en belirgin, en üst seviyede yaşamıştınız. Çocuğunuzu ilk defa kucağınıza aldığınız an... Kitabınızı yayınlamayı kabul ettikleri gün... İlk defa paraşütle atladığınız zaman... Bu deneyimleri biraz düşünür ve incelerseniz sizin için neyin çok önemli olduğunu bulabilirsiniz. Tam tersini de yapabilirsiniz. En kötü deneyiminizi hatırlayın...en çok sinirlendiğinizi. Muhtemelen sizin için önemli değerlere aykırı birşeyler yaşadınız ya da onlarla çatışan bir davranışta bulundunuz yani bütünselliği bozdunuz. Çok sevdiğiniz, değer verdiğiniz birisine büyük bir yalan söylediğiniz an, çekindiğiniz ya da korktuğunuz için iş arkadaşınıza arka çıkmadığınız o gün, işinizi kaybettiğiniz zaman... Yapmanız gereken tek şey üzerinde düşünmek ve bunun için çaba harcamak.

İş hayatında değerlerimizi yaşamak ve iç huzuru...
Eğer hayatımızı bu değerler üzerine kurarsak iç huzurunu yakalamak kaçınılmazdır. İşimizi, kariyerimizi değerlerimize göre biçimlendirmek bizi daha mutlu, daha huzurlu, daha tatmin dolu bir hayata götürür. Her sabah işe gitmek için yataktan nasıl kalkıyorsunuz? Her iş gününün sonunda ne hissediyorsunuz? Yorgun, bitkin ama tatmin olmuş bir ruh halinde mi eve dönüyorsunuz? Yoksa aynı günü tekrar yaşamamak için dua eder mi buluyorsunuz kendinizi? Bazen mesleğimizle ilgili bir sorunumuz olmaz ama çalıştığımız kurumun kültürü değerlerimizle çatışmaya iter bizi. İçinde bulunduğumuz ortam, kurum kültürü aslında çok önemlidir ve işe girerken dikkatle incelenmesi gereken faktörlerden biridir. Tabii ki önceliklerimiz ilk aşamada farklılık gösterebilir, tabii ki hayatımızı kazanmamız ve ailemize bakmamız gerekebilir ancak bu konuyu tamamen gözardı edersek o şirkette çok uzun süre çalışmamız mümkün olmayacaktır. Ya da ciddi anlamda psikolojik destek gerektirecek kadar mutsuz ve çevremizdekileri mutsuzluk verecek kadar huzursuz biri haline gelmemiz kaçınılmaz olacaktır.
 
Seçimlerimiz ve hayatımız...
Sheakspeare’in dediği gibi: Yaptığımız seçimler yaşadığımız hayatı oluşturur. Eğer bizler de o hayatta iç huzuru istiyorsak yaptığımız seçimlere dikkat etmeliyiz. Davranışlarımızın, seçimlerimizin kısaca yaşamımızın kişiliğimizle, değerlerimizle, inançlarımızla bir ritm içinde olmasına özen göstermeliyiz. Başka bir deyişle huzurlu olmayı seçmeliyiz. Siz ne zaman bu kararı vereceksiniz? Ya da hiç bu seçimi yapmayıp hayatınız boyunca mutsuz mu olacaksınız? 
 
Rana Özşeker

Temmuz 2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder