24 Temmuz 2010 Cumartesi

Ethos, Patos, Logos… Sizce hangisi daha önemli?

Canı sıkılmıştı. Bir hayal peşinde koştuklarına inanıyordu. Yöneticileri 2009 yılının hedeflerini açıkladığı zaman, onların çok abartılı olduğunu düşünmüştü. Toplantı süresince kendisini ikna edecek her hangi bir şey söylenmemişti. Bu hedeflerin tutturulabileceğine inanmıyor, herşeyi bu sonuçlar üzerine kurmak istemiyordu. O da biliyordu hedefin ulaşması zor ama imkansız olmaması gerektiğini. Ama konuşan yönetici ne onu ne de arkadaşlarını ikna edememişti. “Acaba” diye düşündü içindi:”Acaba hedeflerin gerçekleşebilir olmasına ikna olmama sebebi hedeflerden mi kaynaklanıyor yoksa anlatandan mı?”

22 Temmuz 2010 Perşembe

Karizma tutkuyu aktarabilmektir...

Bazı insanlar vardır, görünce dönüp bir kez daha bakarsınız. Güzel/yakışıklı değildir ama etkiler bir şekilde... Hele bir de konuşmaya başladılar mı büyülenirsiniz adeta, dinlemeye doyamazsınız. Dinlemeyi de bilirler bu özel insanlar. Kendinizi o kadar iyi hissedersiniz ki onların yanında... Sizin yanınızdan ayrılıp başkasının yanına gittiklerinde, o kişide de aynı etkiyi bırakırlar. Hani arkasından sürüklenip gidebileceğiniz, söylediklerini dinleyeceğiniz, büyüleyici bir kişiliğe sahiptirler... Tam olarak ifade edemezsiniz sizi bu insanlara neyin çektiğini, isimlendiremezsiniz bu kişilerden çevreye yayılan çekim gücünü... Güzel görünmenin çok ötesindedir özellikleri... Karizmatik kişilerdir bunlar... Sayıca çok fazla değillerdir yine de... Öyle sık rastlamazsınız onlara... Buna rağmen gazetelerde ya da dergilerde, televizyonlarda ne kadar çok “Karizmatik” (Ünlü /İşadamı /Sanatçı /Siyasetçi) olarak adlandırılan kişiye rastlarız. Acaba kelime mi yanlış kullanılıyor yoksa günümüzde artık her köşe başında bir karizmatik insan mı var? Sanırım bu sorunun cevabı kelimenin anlamının altında yatıyor. Karizmatik kişi kimdir? Nasıl karizmatik olunur? Ama herşeyden önce ne demektir karizma?

15 Temmuz 2010 Perşembe

Kelebekler acı çeker mi?

“Kelebekler dönüşümleri sırasında acı çeker mi acaba? Sadece bedenleri değiştiği için belki de hiç acı hissetmezler... Acısız bir değişim... Bir kelebek olabilseydim bende; görünüşümü değiştirebilmek için değil. Duygularımı, düşüncelerimi, algılayışımı, alışkanlıklarımı hatta tamamen kişiliğimi değiştirebilmek için... Bir gece yastığa başımı koyup ertesi sabah yepyeni bir insan olarak uyanabilsem. Birileri benim için seçimleri yapsa... “Bundan sonra artık senin hayatın şu şekilde olacak.” dese... Verilecek kararların, yapılacak seçimlerin sonuçlarının benim ama sadece benim değil ailemin hayatına da getireceği değişikliklerden korkuyorum. Yalnız olmadığımı biliyorum. Milyonlarca insan var benim gibi... Statükoyu bırakıp bilinmeyene doğru ufak adımlar atmaya başlayan ve bunun için kendini suçlayan, içi korkuyla dolup geri adım atan milyonlarca insan...” Kendisine seslenen yöneticisinin sesiyle düşüncelerinde sıyrıldı. Evet bazı konularda farklı bir yerlerde olmak farklı şeyler yapmayı çok isterdi ama yine de şükretmesi gerektiğini düşündü. Neyine gerekti değişmek? Elindekilerle yetinmesi gerektiğini, yoksa dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olabileceğini söylerdi annesi...